Ana Sayfa
06 Aralık 2016 ( 50 görüntülenme )

Dağlıca'da Ne Oldu, Türk Ordusu'na Bu Tuzağı Kim Nasıl Kurdu, Bir Bakınız...

Bilinmeyenleriyle Dağlıca Baskını...
 
Dağlıca Baskınında Söylenmeyenler…
 
Dağlıca’da Ne Oldu?
 
 “Şimdi diyorlar ki teröristler Dağlıca karakolunu basmış.
Basar elbet, ona bu cüreti veren kim, siz ona bakın!
Şimdi, teröristler askerimizi şehit etmiş diyorlar.
Eder elbet, başka ne bekliyordunuz ki, bizi bu hallere kim düşürüyor, siz ona bakın!”
Son Harekat Kod Adı Yahuda
 
Türkiye, 2007 yılında çok ağır bir karakol baskınıyla karşı karşıya kaldı…

Saldırıyı yapanlar, Kuzey Irak’tan geldi ve saldırısı sonrası yine Irak’a döndü.
Çıkan çatışmada 12 askerimiz şehit düştü, 8 askerimiz de Irak’a kaçırıldı.

Durum ağırdı hem de çok…
 
Peki, adı PKK olan bu küresel çete böylesi bir saldırıyı nasıl yapmıştı?
 
 2003 Körfez savaşı sonunda ABD’nin himayesi ve Barzani’nin desteğiyle PKK, yıllar öncesi kamplarına yani inlerine geri döndü. ABD’nin yardımıyla iyi silah, İsrail’in yardımıyla iyi eğitim, AB’nin yardımıyla iyi siyaset aldı.
 
2007’ye gelindiğinde PKK terör örgütü Doğu illerimizde siyasi güç, Irak kuzeyinde ise tam bir silahlı güç haline getirildi.
 
Biz ise, Erdoğan siyasetinin AB hikayelerini dinleyerek uyuyorduk hem de mışıl mışıl. İşte biz tam bir derin uykuya dalmışken iken PKK geldi ve bizi Dağlıca’da vurdu.

Aniden değil, yavaş yavaş…
 
Olayın bir öncesi vardı…

Eylül 2007 Ayı sonunda teröristler, Şırnak 'ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç Köyü yakınlarında su kanalında çalışan işçiler ile köy korucularını taşıyan minibüsü
Taradılar. Minibüste bulunan 7'si korucu 12 kişi hayatını kaybetti, 2 kişi ise yaralandı. Ölenlerin arasında köy muhtarı ve 3 çocuğunun da bulunuyordu.
 
Bir hafta sonra 7 Ekim 2007’de teröristler bir komando birliğimize pusu kurdular ve çıkan çatışmada 13 askerimiz şehit düştü.
 
Genelkurmay Başkanlığı bir basın bildirisi ile olayı kamuoyuna duyurdu;

"Şırnak'ta görev yapan bir birliğimize, 07 Ekim 2007 tarihinde terör örgütü tarafından yapılan bir saldırıda, 13 Silahlı Kuvvetler mensubu şehit edilmiştir. Terör örgütü mensupları, yurt içerisinde operasyon birliklerimizle, yurt - dışına kaçış noktalarında ise ateş destek vasıtalarıyla takip edilmektedir. Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerde ortaya çıkan bu tablo, mücadele azmimizi ve kararlılığımızı daha da artırmıştır."
 
Acı büyüktü…

Herkes sokağa dökülmüştü ve “şehitlerimizin kanı yerde kalmasın, hesabını sorun”, diye haykırarak Hükümet’i göreve çağırıyordu.
 
Halk öylesine haykırmıştı ki terör karşısında sessizliğini koruyan Hükümet, bu sesi duymazdan gelemedi ve 17 Ekim 2007’de TBMM’ni toplantıya çağırdı. Toplantıda terör olayları görüşüldü ve Irak’a harekat yapılmasına ve Irak kuzeyindeki PKK kamplarının yok edilmesine millet iradesi adına karar verildi.
 
Tezkere büyük bir heyecanla karşılandı ve medyada hak ettiği kadar yerini aldı; Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, terör örgütü PKK'nın yuvalandığı Irak'ın kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesi için Hükümete 1 yıl süreyle izin verilmesini öngören Başbakanlık Tezkeresi, 19'a karşı 507 oyla TBMM Genel Kurulunda kabul edildi”.
 
Tezkere üzerinde elektronik cihazla yapılan açık oylamaya, 526 milletvekili katıldı. Başbakanlık tezkeresi, 19 ret oyuna karşı 507 oyla benimsendi.
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , tezkerenin TBMM'de kabul edilmesi ile ilgili olarak, ''Ülkemiz, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun'' dedi.
 
Tezkerenin kabul edildiği dakikalarda Başkan Bush da bir açıklama yapıyordu;

'Türkiye'nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye'nin yararına değildir.'
 
Bunun üzerine gazeteciler Başbakan Erdoğan’a sordu; Başkan Bush tezkere hakkında bir açıklama yaptı. Siz de Kasım’da gidip bir görüşme yapacaksınız. Tezkerenin kabulü, bu açıklama ve görüşme öncesinde nasıl değerlendirilmelidir?''
 
Erdoğan cevap verdi;

Kimin ne dediğini bilmiyorum. Ben sadece şu anda TBMM olarak tüm parlamenterlerimizle biz kahir ekseriyetle bir karar verdik. Bunun için de kimin ne dediği değil, TBMM'nin ne dediği önemlidir ve bu kararı da TBMM almıştır. Ülkemiz için, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun diyorum.''
 
Ne güzeldi değil mi, bu konuşmalara bakınca, insanın; yiğit bir Başbakan, millet iradesi adına konuşan bir Başbakan, ABD’yi takmayan bir Başbakan, diyesi geliyor ama gerçek hiç de öyle değil.

Neden mi? Anlatayım…
 
Tezkerenin geçtiği gün, 17 Ekim 2007’dir.
Bu tarih itibariyle teröristler Irak kuzeyindeki Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap gibi her zamanki barınaklarında istirahat etmekte ve olası eylemler için planlar yapmaktadır.
 
 Avaşin terör kampı Dağlıca’da konuşlu birliklerimizin güneyinde, hemen iki saat yaya yürüyüş mesafesindedir.
 
Basyan’daki barınaklardaki teröristler de Aktütün karakolumuzun hemen batısında ve iki saatlik yaya yürüyüş mesafesindedir. 
 
Teröristlerin bu kamplarda olduğunu MİT bilmektedir, dolayısıyla Başbakan da bilmektedir, Genelkurmay da.
 
Bu teröristlerin, sınır bölgelerinde fırsat bulursa eğer eylem yapacağını, Binbaşı Ersever’in deyimiyle “Sağır Sultan” da bilmektedir. Kaldı ki, Avaşin’deki teröristlerin Dağlıca’ya, Basyan’daki teröristlerin de Aktütün’e eylem planı yapmak için zamana ihtiyaçları yoktur, çünkü her ikisi de elinin ve kolunun altındadır.
 
-      17 Ekim’de şu ünlü tezkere, halk iradesi adına neden Meclis’ten geçmiştir?
 
-      Peki, bu tezkere yetkisi neden Ordumuza verilmemiştir?

Çünkü Erdoğan’ın, önceden stratejik model sonradan ise ortak model arkadaşı olan ABD, “Türkiye'nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye'nin yararına değildir”, açıklaması yaptığı için. Yani 17 Ekim’de Irak’a harekat kararı alınmış ancak Hükümet, bu yetkiyi ordumuza vermediği için bu kamplara harekat yapılamamıştır.

           
Peki, Dağlıca baskını ne zaman oldu?
-      21 Ekim, yani tezkereden dört gün sonra.
-      O zaman cevap açık; harekat yapılmış olsaydı, Dağlıca baskını olmayacaktı, evet bu kadar da basit, açık ve net bir cevap.
  Bu durumda şehitlerimizin sorumlusu kimdir?
-      Elbette ki Erdoğan siyasetidir.
Diyelim gaflete düştüler, peki, ne oldu Dağlıca’da?
-      12 askerimiz şehit düştü, sekiz askerimiz kaçırıldı.
Ne yaptı Erdoğan siyaseti?
?
 
Bir ülke başka türlü nasıl bir saldırıya uğrayabilir ve bir Başbakan, ülkesi saldıya uğradığında, ne yapacağını nasıl olur da yabancı bir ülke başbanına sorabilir, diye düşünüyor ve soruyoruz kendi kendimize. Çünkü yabancı bir ülkeden yani Irak’tan gelen kalabalık bir silahlı gurup, Türk Bayrağı’nın dalgalandığı hükümranlık sınırlarımızı ezip geçmiş ve bununla da kalmayıp, Türk Ordusu’nun bir piyade taburuna saldırmıştı, 21 Ekim 2007 günü Dağlıca’da.
 
Bu vatan daha başka nasıl bir şekilde saldırya uğrasın ki, bu da savaş sebebi sayılsın! Çıkan çatışmada 12 askerimiz şehit düşmüş ve 8 askerimiz bu silahlı guruplar tarafından Irak’a kaçırılmıştı. Başka savaş nedeni ne olabilir ki; yabancı bir ülkeye savaş açacaksanız, başka ne gibi bir neden arayabilirsiniz!
 
İşte olanlar ortada, işte vatana saldırı ortada ama hiçbir şey yapılmadı, ne savaş açıldı ne de askerimizin peşinden gidildi.
 
 İşin daha da acısı, kaçırılan Mehmetçikleri kim geri getiridi biliyor musunuz? PKK, evet PKK!
 
PKK’nın siyasi kolu olan DTP’li üyeler Irak’a gittiler , PKK’lı abileri ile masaya oturdular, sözde bir kağıt imzalayıp askerimizi alıp geldiler, yazıklar olsun!
 
Yazıklar olsun, çünkü biz ağır bir yara aldık bu olaydan, bu olayın medyaya yansıyan görüntülerinden. Gurur duyduğumuz Mehmetçik sırtından vuruldu hem de seçtiklerimizin eliyle, yazıklar olsun! Sadece Mehmetçik mi, hayır, bizi vurulduk biz,
 
Türk milleti vuruldu sırtından, kahramanlığımızın sembolü Mehmetçik ayaklar altına alındı ve bizi vurdular Dağlıca’da, yazıklar olsun!
 
Sonuçta Dağlıca baskını, ikinci bir Süleymaniye olayıdır, millet olarak onurumuza indirilmiş ikinci bir ağır bir darbedir.
 
Bu olay; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terör karşısında nasıl eli ve kolunun bağlanmış olduğunun açık bir resmidir.
 
Bu olay sonrası yapılan haberlerle; işbirlikçi medya, Türk Askeri’ne karşı yürüttüğü asimetrik psikolojik harekâttaki kirli yüzünü göstermiştir.
 
Bu olay; Erdoğan siyasetinin ABD’ye karşı kayıtsız ve şartsız teslim olduğunun bir kanıtıdır.
 
Bu olay; Erdoğan siyasetinin “Irak’a operasyon yapılmayacak” şeklinde ABD’ye vermiş olduğu sözlerin bir belgesidir.
 
Bu olay; Erdoğan siyasetinin artık halk iradesini temsil etmediğini açıkça gösterir hukuki bir kanıttır.
 
Bu olay; Erdoğan siyasetinin “vatana ihanet “ suçundan yargılanması için yeterli bir kanıttır.
 
Sonuçta Dağlıca olayının gerçeği budur ve biz Türk Milleti Dağlıca’da göz göre göre vurulduk!
 
Bunun sorumluları ise hala ortalıktadır, adalet hala yakalarına yapışmamıştır!
 
Bu hesabın soruduğu günlerin de geleceğine inanıyoruz…
    

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ