Ana Sayfa
13 Aralık 2017 ( 46 görüntülenme )

EN İYİSİ ZARRAB DAVASINI SİZE BEN ANLATAYIM...

ERDOĞAN-GÜLEN- ZARRAB


Türkiye Zarrab davasını tartışıyor ama AKP-Cemaat ilişkisi nedense gündeme gelmiyor. Oysaki aralarındaki bağ çözülebilirse, tartışılan bu konular da çözülebilir.

Çünkü… Bu son dönemece kadar ‘Fettullah Gülen demek AKP, AKP demek Fettullah’ olduğuna göre, aralarındaki bu siyasi ilişki aydınlatılmadan, darbeye dönüşen bu güç çatışmasına açıklama getirebilmek çok zordur…

AKP ile Cemaat arasındaki fark nedir?
Cemaati yöneten kadronun yıllardır izlediği siyaset ile AKP siyaseti arasında bir fark var mıdır? Yani Cemaati yöneten siyaset ile AKP’yi yöneten siyaset birbirinden farklı mıdır?

Bu sorulara cevap bulabilmek için, AKP bu ülkede nasıl siyasi güç oldu, diyerek konumuza girelim…

DESTEKLERİ AYNI

AKP’yi güç yapan Gülen’in ABD-AB-İsrail ilişkileri sayesinde cemaatin yurt dışından sağladığı parasal ve siyasi dış destek, bu bir… 

Yine aynı cemaatin özellikle cami cemaatimizi kullanarak… Gülen’in abi ve ablalarının çocuklarımızı kullanarak… Gülen’in iş adamlarının küçük esnafımızı kullanarak, bu cemaatin kutsal din duygularımızın istismarı sonucu sağladığı iç destek, bu da iki… 

Artık gerisi büyük iş adamlarının çıkarları gereği Gülen’i kullanarak verdiği medya ve para desteği, diğer siyasi parti küskünleri ile bu AKP siyasetinden medet umanları da bir araya getirdiğinizde, karşımıza işte bu AKP siyasetinin gücü çıkar…

Yani? Yani AKP’nin bugün geldiği noktada hiç şüphe yok ki cemaatinin gücünün de büyük rolü vardır.

Peki, Gülen cemaati AKP’ye destek olan bu gücü kimden almıştı?

AKP-CEMAAT-ABD-İSRAİL

Öncelikle küresel Üst Akıl’dan yani ABD-İsrail’den… Sonra da AKP siyasetinden… Öyle ya iktidar olan bir siyaset destek vermemiş olsa, Cemaat böylesi devlete sızabilir miydi!..

Yani? Yani bu iki siyaset birbirinden güç alıyor, bu açık…

Peki, Gülen ile Erdoğan, bugüne kadar izledikleri müşterek siyasette hiç karşı karşıya geldi mi, hiç birbirlerine rakip oldular mı bu son dönemece kadar? 

Saymayın 17/25 Aralık vakasını, hiç, evet hiç karşı karşıya gelmediler. 

SİYASETLERİ AYNI

Çünkü iç ve dış siyasete baktığımızda, Ortadoğu’da ABD’nin Ortadoğu projesi bugüne kadar tıkır tıkır işledi… İsrail’in etnik ve dinsel temelde ayrıştırma siyaseti işledi… Avrupa’nın Bizans siyaseti, başta Bizans Rum Ortodoks Patrikliği olmak üzere, bu ikili sayesinde büyük mesafeler kat etti. 

Irak’taki Barzani Kürt devletini birlikte desteklediler, okullar açtılar, konsolosluk kurdular, Barzani’nin yakındır bağımsızlığını ilan etmesi ne de olsa referandum sonuçları çantada keklik!..

Gülen-Erdoğan döneminde Ermeni meselesi de güç kazandı… Kısacası bu Gülen-Erdoğan ikilisi birlikte yürüdü şimdiye kadar, birlikte küresel siyaset yörüngesinde hareket ettiler…

Ve 17/25 hariç, hiç birbirlerine düşmediler!

İç siyasetimize baktığımızda da durum farklı değildir:

İÇ POLİTİKALARI AYNI

Özal’la başlayan Gülen siyaseti, günümüzde Erdoğan’la yoluna devam ederek özelleştirme adı altında birlikte sattılar topraklarımızı, şirketlerimizi, bankalarımızı, ülkemizin ekonomik kaynak yönetimini yabancılara birlikte aktardılar…

Birlikte ayrıştırdılar halkımızı, kaderde ve kıvançta, geçmişte ve gelecekte bir olan ve olması gereken halkımızı Türk-Kürt diyerek, Alevi-Sünni diyerek birlikte ayrıştırdılar… 

TOKİ, TOKİ çığlıklarıyla ev yaptılar ama çocuklarımıza yurt yapmadılar ve birlikte çocuklarımızı Gülen cemaatinin kucağına attılar… 

Türk Ordusu’na yönelik kumpaslara birlikte destek verdiler, askerleri mağdur ettiler…
Cemaati yönetenlerin de bu destekleri karşılıksız kalmadı; AKP eliyle ticari ve siyasi güç kazandılar, hem devlete hem de halkın içine sızdılar ve Gülen-Erdoğan birlikte bugünlere geldiler…

Şimdi ikinci soruyu farklı bir biçimde soralım:

Son on dört yılda AKP siyaseti ne yaptı da Cemaat buna karşı çıktı?

17/25 HARİÇ HİÇ TERS DÜŞMEDİLER

Barzani’yle başlayalım… Özal Barzani’yi Özerk, Erdoğan da izlediği siyasetle federe Kürdistan Yönetimi yaptı, cemaat buna karşı mı çıktı? Hayır!

Özal PKK’yı silahlı güç, Erdoğan da izlediği siyasetle siyasi güç yaptı, karşı çıkan oldu mu? Hayır!

Devam edelim…

Ege’deki Türk adaları Yunan işgaline terk edilirken… Suriye’deki Türk toprağı terk edilirken… Kıbrıs’ta Rumlar AB’ye üye yapılır, Türkler bir kenara atılırken… Fener Rum Patriğinin ekümenik çıkışlarına gözyumulurken… 

Evlerin altı kiliseye dönüştürülürken, Akdamar adasındaki tarihi harabe restore edilip Ermeni ayinlerine açılırken, azınlık vakıflarına tarih öncesi malları geri verilirken Cemaat hiç karşı çıktı mı?
Hayır!

Yine devam edelim…
Özelleştirme denilerek ülke kaynaklarının satılıp, yabancıların yönetimine verilirken… İleri demokrasi denilerek bir olan Türk milleti etnik ve mezhepsel farklılıklar temelinde ayrıştırılırken… 

Özel okullar denilerek gelecek nesillerin akıl yönetimi özele terk edilirken Cemaat hiç birine karşı çıktı mı?
Hayır!

Yani?
Yani hal buysa, Erdoğan siyaseti ile Cemaati yöneten siyasetin de birbirinden farkı yok…

Peki, 17/25 Aralık vakası neydi?..

17/25 NASIL DARBE OLDU

17/25 Aralık yolsuzluk dosyası açıldığında ve de daha işin başında Cumhurbaşkanı Erdoğan neden ‘bu bir darbedir’ demişti?..

Peki, bu 17/25 dosyasının hedefinde kim var vardı?
En başta Erdoğan, yakın çevresi ve dört eski bakan…

Suç isnadı ne idi?
Özünde para para para ama kara!
Bu suç neye dayanıyordu? Rıza Sarraf isimli bir vatandaşın bu dört eski bakan eliyle desteklediği uluslararası ticarete…

Peki, bu işin perde arkasında neyin olduğu ileri sürülüyordu? Başını ABD-İsrail’in çektiği İran’a koyulan uluslararası ambargonun bu yolla delindiği yani uluslararası yaptırımların yolsuzluk yapılarak Sarraf eliyle bozulduğu…
Mesele aşağı yukarı işte buydu.

17/25’LE F TİPİ FETÖ OLDU

ABD-İsrail’in İran’a koyduğu yaptırımın bir şekilde Sarraf’ın çarpık ilişkileri ve ticareti üzerinden bozulduğu ileri sürülüyordu…

Sarraf’ın Erdoğan’ın yakın çevresiyle ilişkileri vardı, ister siyasi ister ticari, bizi ilgilendirmez ama neticede 17/25 Sarraf üzerinden Erdoğan ve yakın çevresi hedef alınmıştı; hepimiz ekranlarda gördük ve duyduk… Ama ilginç olan Erdoğan’ın öfkesiydi; ‘Bu bir darbedir’, diyordu.

Sanıyorum ‘F’ tipinin FETÖ’ye dönüş süreci de böyle başlatılmıştı.

Peki, bu niye bir darbe olarak nitelendirilmişti ve kime karşıydı darbe? Öyle ya ortada bir yolsuzluk iddiası vardı, nasıl ki diğer yolsuzluk olaylarına hukuk, kanunlar çerçevesinde nasıl bakmışsa yine öyle bakardı…

Öte yanda…
Burada hedef alınan AKP siyaseti değildi, neredeyse şahsi bir yolsuzluk olayı değil miydi yoksa bizim bilmediğimiz başka işler mi vardı…

SORUN AKP’DE DEĞİL, ERDOĞAN’DA ÇIKTI

Yani… Bu yolsuzluktan çıkış alarak değiştirilmek istenen siyaset değil de şahsi olarak Erdoğan mıydı?

Daha açığı; Bu küresel siyaset Erdoğan’ın liderliğini mi değiştirmeye karar vermişti? 

Nedeni de Erdoğan’ın zaman zaman sert çıkışları ama en önemlisi ABD-İsrail’in köşeye sıkıştırmak istediği İran’a karşı konulan ambargonun delinmesi miydi?

Böylece -deyim yerindeyse eğer- Üst Akıl yoksa Erdoğan’ı ‘persona non grata’ mı ilan etmişti?

Yoksa bu yüzden mi Erdoğan 17/25 için ‘bu bir darbedir’ diyordu… Yani hedef AKP siyaseti değil doğrudan Erdoğan mıydı?

AKP SİYASETİYLE ABD-İSRAİL’İN SORUNU HİÇ OLMADI

Bir düşünelim:

Erdoğan 17/25 darbesiyle devrilmiş olsaydı, AKP iktidardan düşecek miydi? Bence hayır. Çünkü yeni AKP lideri zaten hazır değil miydi: Abdullah Gül…
Abdullah Gül o süreçte AKP liderliğinde seçime girmiş olsaydı, Erdoğan’dan çok daha az mı oy alırdı dersiniz…

ZARRAB DAVASI MİLLİ DEĞİL, ŞAHSİ

Görülen o ki 17/25’te hedef Erdoğan’dı!
Yine 17/25’ten anladığımız o ki amaç; AKP’yi devirmek değil, Erdoğan’ı değiştirmek idi…

Belki de Erdoğan’ın çok aşırı öfkesi bu yüzdendi; meydan meydan dolaşıp ‘bu bir darbedir’ demesi de muhtemeldir ki bu yüzdendi! Zaten buradan çıkış aldı olaylar, ‘F’ tipi böylece ‘FETÖ’ olmaya başladı ki, ta 15 Temmuz’a kadar gitti bu iş…

Netice olarak düşüncem odur ki, Zarrab davası Türkiye’nin milli bir meselesi değil, Erdoğan’ın şahsi meselesidir. Çünkü Cemaat siyasetiyle AKP siyaseti birbirinin aynıdır, arayı bozan sadece Şahsi çıkarlar ön plana alınarak ABD-İsrail ambargosunun delinmesidir. 

Bu da işi şahsileştirir, Zarrab davasını ERDOĞAN-İSRAİL DAVASI yapar.

Zarrab’ın Türkiye’de yargılanmayışının nedeni de budur.

Peki,
bir ülkede yöneticilerin şahsi meselelerini devlet meselesine dönüştürüp o ülkeyi uluslararası arenada zor duruma düşürmeye hakkı var mıdır?

Peki, bir ülkede yönetici olanların sırf kendilerini kurtarabilmek için o ülkenin geleceğini tehlikeye düşürmeye hakkı olabilir mi?

Erdal Sarızeybek

Başvuru kaynakları:
Saray’daki Gizli Tarikat; MENORA( Işığın Gölgesindeki Darbe

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ