Ana Sayfa
06 Aralık 2016 ( 723 görüntülenme )

Hava Harekatı ile Kandil'i Bombalamanın Stratejik Anlamı Nedir?

Hava Harekatı ne sonuç verir...
 HAVA HAREKATININ GEÇMİŞİ
Bugün 1 Ağustos 2015...
Türkiye terörle mücadelesini yine sürdürüyor ve yine her gün şehit veriyor.
Ve Türkiye her gün Kandil denilen PKK terör örgütünün kamplarını bombalıyor.
Kamuoyu ise bu hava bombardımanıyla teröre ağır darbe vurulduğu haberleriyle umutlanıyor...

ABD istihbaratı ile Türk Hava Kuvvetleri'nin hava bombardımanı yapması süreci nasıl gelişti?
Olayları hatırlayalım...
 
29 Eylül 2007 günü Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi Beşağaç Köyü’nde, içinde korucu ve köylülerin bulunduğu bir minibüsün PKK’lı teröristler tarafından otomatik silahlarla taranması sonucu 7’si korucu 12 kişinin hayatını kaybetti.
Bu olayın hemen akabinde Şırnak bölgesinde görev yapan bir birliğimizi 7 EKİM 2007 tarihinde pusuya düşüren teröristler 13 Silahlı Kuvvetler mensubunu şehit etti ve halkın teröre karşı öfkesi ülke çapında düzenlenen “teröre lanet” gösterileriyle dile getirildi.

Siyaset yapıcıları bu olaylardan yola çıkarak 15 Ekim 2007 günü geç kalmış bir tezkereyi Meclis’e sundu.
Tezkerenin gerekçesinde, “Türkiye’nin, Irak’ın kuzey bölgesinde yuvalanmış bulunan PKK terör unsurlarından kaynaklanan ve halkının huzur ve güvenliğiyle ülkesinin milli birliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yöneltilmiş ciddi bir terörist saldırı ve açık bir tehditle karşı karşıya bulunduğu” ifade edilerek Irak’a asker gönderme yetkisi talep ediliyordu.
Sınır ötesi operasyon yapılması için izin verilmesine ilişkin tezkere, 19 red oyuna karşılık 507 oyla TBMM’de kabul edilerek 17 Ekim 2007 tarihinde ulusal irade adına hükümete verildi.
 
Başbakan Erdoğan, aynı süreçte ABD Başkanı George Bush’un ‘Türkiye’nin sınır ötesine asker göndermesi Türkiye’nin yararına değildir” açıklamasına karşılık “Ben sadece şu anda TBMM olarak tüm parlamenterlerimizle biz kahir ekseriyetle bir karar verdik. Bunun için de kimin ne dediği değil, TBMM’nin ne dediği önemlidir ve bu kararı da TBMM almıştır. Ülkemiz için, milletimiz için, teröre karşı mücadeleyi uluslararası bir karar olarak görenler için hayırlı olsun diyorum” diyordu.

Bu siyasi manevralar yapılırken Hürriyet Gazetesi yazarlarından Yılmaz Özdil, “Tezkere” başlığıyla kaleme aldığı makalesinde, “Tezkere, adı üstünde, tez olmalı. Bizimkilerin bin bir nazla çıkarması, yıllar yıllar yıllar sürdü. İnanmayan, girsin baksın arşive; Genelkurmay Başkanı “hemen girmeliyiz” dediğinde, daha henüz, Kara Kuvvetleri Komutanı’ydı, Kara Kuvvetleri Komutanı!” şeklinde yer alan ifadeleriyle derhal harekete geçilmesi gereğini vurguluyor ancak siyasi iradenin böyle bir niyeti olmadığını, bir daha ki 13 şehide kadar da bu hükümetin harekete geçmeyeceğini belirterek makalesini noktalıyordu.
Haklı çıktı Sayın Özdil; siyasi otorite harekete geçmedi, Özdil'in dediği gibi 13 şehit vermedik ama bu tartışmalardan iki gün sonra bir terörist saldırısı sonucu 12 şehit verdik Dağlıca’da, 16 askerimiz yaralandı, 8 askerimiz ise kaçırıldı hem de tezkere Meclis’ten geçtikten tam iki gün sonra.

 
Bu gelişmelerden sonra devreye giren ABD, Türkiye’yi kendi topraklarında masaya çağırdı ve sonrasında bakınız neler yaşandı...
 
ABD İLE ANLIK İSTİHBARAT PAYLAŞIMI
Yönetici Zihniyet, 5 Kasım 2007’de ABD oval ofisine girdiğinde tuzağın kurgusu ve sloganı zaten hazırdı; “PKK müşterek düşman ve Anlık istihbarat Paylaşımı!” Bölücü teröre karşı Türkiye’nin milli dinamik güçlerini harekete geçirmeyen Yönetici Zihniyet, Türk milletinin öfkesini dindirmek için hangi psikolojik harekât yöntemlerinin uygulanması gerektiğini de ABD'den öğreniyordu.

Otuz yıldır kanlı eylemleriyle yaşayan PKK Türk insanına çok acı çektirmişti. PKK adını duymak bile istem dışı bir kamusal öfkenin meydanlara taşmasına yol açıyordu; Amerikan karşıtlığı gelişiyor, AKP’nin zaten olmayan terörle mücadelesi sorgulanıyor ve sınır ötesi harekât için TSK’ne yapılan baskı artıyordu. Anlık olaylarla başlayacak bir askeri harekât gelişir ve kontrol edilemez boyutlara ulaşırsa bu tuzak bozulabilirdi.
PKK müşterek düşmansöylemiyle ilk hamleyi yapan ABD, bu strateji oyunuyla Türk milletinin kızgın yüreğine birkaç damla su serpti. ABD gibi küresel bir güçle PKK’ya karşı savaşmak fikri, duygusallığı tarihinin her döneminde ön plana çıkan Türk milletini bir parça da olsun ikna etmişti.

Ardından gelen “Anlık İstihbarat’la PKK’yı vurmak” düşüncesi ise bu duygusallığı perçinledi; ABD’nin uzay teknolojisi sayesinde PKK vurulacaktı hem de Türk savaş uçakları tarafından!  Küresel gücün maddi ve manevi desteği ile ortaya çıkan bu tuzaktaki şaşırtıcı hamleler, belki de birçoğumuzun gözlerine kalın bir perde çekti ve bizi gerçeklerden uzaklaştırdı.

Tarihler 16 Aralık 2007’yi gösterirken Türk Hava Kuvvetlerine ait savaş uçakları ABD istihbaratı ile tespit edilen PKK hedeflerini peş peşe vuruyordu; Kandil, Hakurk, Basyan, Avaşin ve Zap. 
Taraflı medya çığlık atıyordu; “Türk jetleri hainlere bomba yağdırdı, teröristler inlerinde vuruldu, PKK dağılıyor”, diyerek. Tuzak işliyordu; Türk kamuoyu şehitlerimizin kanının yerde kalmadığı düşüncesiyle rahatlıyor, ABD karşıtlığı ise mevzi kaybediyordu.

Gerçekten doğru muydu tüm bunlar; teröristler bir bir etkisiz hale getirilirken PKK terör örgütü de dağılıyor muydu?
ABD’nin söylediği gibi PKK müşterek düşman mıydı yoksa bu strateji oyunuyla TSK tuzağa mı çekilmek isteniyordu?
Yaşadıklarımızdan yola çıkarak bu sorulara cevap arayalım…
 
HAVA HAREKATI PKK'YA AĞIR DARBE VURABİLİR Mİ

Son yirmi yıldır Irak kuzeyindeki PKK hedeflerinin hava harekâtıyla vurulduğu bilinen bir gerçektir. Ama bu yirmi yılda örgütün yok olmadığı da bilinen bir başka gerçektir. Dağda gezen, mağarada yaşayan, insani duygularını yitirmiş bir robot özelliği taşıyan terörist için havadan atılan bombaların anlamı ne olabilir?
Alışıktır; korkmaz ama tedirgin olur tıpkı avcının hedefindeki vahşi yaratık gibi.  Şiddetli patlamalar kulağını tırmalar, yakın ise sağır eder ama bu olumsuzluklar robotik yaşamını etkilemez; gene eylem yapar ve gene fırsat bulduğunda insan öldürür tıpkı alaya alındığını hisseden akrepler gibi.
Toprağa yapışır, kayanın altına girer, sığınağa gizlenir ve 24 saat aralıksız ve kıpırdamaksızın durur, hareket eden yalnız göz kapağıdır; göz bebeğini sağa sola çevirip cisimlerden yansıyan ışığı alır ve çevresinde olan biteni, düşünmeyen ama algılayan beyne gönderir, böylece patlamayı algılar ama tepki vermez. O bombalar vahşi bir hayvan sürüsüne atılmış olsa en azından kaçar ama bu terörist yaratıklar kaçmaz, çünkü beyinlerine yüklenen program içeriğinde “tehditten kurtulmak için kaçmak” gibi bir olasılık yoktur.
PKK teröristi her yerde ve her koşulda yaşar, tıpkı bir hayvan gibi. Askeri birliklerin lojistiği gibi bir ikmal sistemleri de yoktur; ağaç yaprakları, ceviz kabukları ve otlarla beslenerek yaşamını günlerce sürdürebilir. PKK teröristi her yer ve her koşulda gereksinim olan silah ve cephaneyi bölgesinde bulur; bir ZAP alanında on ayrı cephaneyi on ayrı yere gizleyebilir… Aradığı her şey tabiattadır, arazidedir ve böylece hareket serbestîsi kazanır. Dolayısıyla teröristlerin bilinen anlamda lojistiğini kesmek ve barınağını yok etmek sanıldığı gibi kolay değildir.
 
Peki, hava harekâtının terörle mücadelede bir anlamı yok mudur?

Elbette vardır; başına bomba düşen teröristler ölür ama tam sayısını tespit etmek güçtür, gidip yerinde görmek gerekir. Gidilemezse eğer hava fotoğrafları, telsiz dinlemeleri ve istihbarat bilgileri üzerinden değerlendirme yapılır ama bu da “olsa olsa" metodundan öteye geçemez.
Örgütün sözde lider kadrosu ise hava bombardımanlarına karşı hazırlıklıdır; ya hedef bölgesi dışındadır ya da bombanın tesir etmeyeceği bir yerde, çünkü onlar başına bomba düşerse öleceğini bilir, bu yüzden saklanır. Dolayısıyla bu kadronun ömrü uzundur ve onlar yaşadıkça PKK da yaşar. “Asıl hesap bunlara sorulmalı” diye öfkelenirsiniz ama boşunadır; bu bir türlü olmaz ve bu hesap sorulmaz, zaten sorulmuş olsa terör olmaz.
Sonuçta hava harekâtı ile ne olur; örgüt üzerinde baskı kurulur, tertibi bozulur, zayiat verdirilerek kopmalar sağlanır, psikolojik üstünlük ele geçirilir ama örgüt yok olmaz.
Peki, hava harekâtının anlamı yalnızca bu mudur?
Hayır, ötesi var…
 
Harekât Ve Terörist Kayıpları

Terörist zayiatı üzerinden çıkarak harekatın değerlendirmesini yapmak analistleri yanılgıya düşürür. ABD istihbaratıyla yapılan hava harekâtının elbet önemli sonuçları vardır; bu harekâtla Irak ve PKK’nın dokunulmaz olmadığı dünyaya gösterilmiş ve Türk Hava Kuvvetleri’nin gücü dosta düşmana sergilenmiştir. Ayrıca, PKK hedefleri Türk askeri pilotlarının üstün beceri ve yeteneği ile nokta atışlarıyla ve tam isabetle vurulmuş ve Türk’ün gücü kanıtlanmıştır. TSK psikolojik üstünlük ve harekât inisiyatifini elde ederek gelecek harekâta uygun zemin hazırlamıştır.
Bunlar, hava harekâtı ile elde edilen stratejik avantajlardır ve göz ardı edilemez. Harekât sonucu teröristler de darbe almıştır ama “örgüt dağıldı, yok oldu” diyebilmek için vakit çok erkendir. Elbette teröristlerin lojistiği de darbe almıştır ama “silah cephanesi bitti” diyebilecek bir sonuca bizi götürmez. Elbette ki çok sayıda terörist etkisiz hale getirilmiştir ama “teröristlerin tamamı yok edilmiştir”, diyebilmek için gidip yerinde görmek gerekir.
Harekât sonucunda örgütten kaçanlar da olmuştur ama bize üç gelmişse Barzani’ye on üç gitmiştir.   Teslim olanlar da vardır ama bize üç ise Barzani’ye on üçtür. Terörist zayiatının tespit ve değerlendirilmesi çok teknik bir iştir ve bir o kadar da zordur.

Terörist kaybını olduğundan fazla göstermek yanlış algılamalara yol açar, bu da terörle mücadele eden milli güçlerin eylem stratejisini yanlış yönlendirir. Örneğin; Mayıs başında Kandil’deki teröristler güçlü bir hava harekâtıyla vurulmuş ve Genelkurmay Başkanlığınca 150’den fazla teröristin etkisiz hale getirildiği açıklanmıştır. Taraflı medya bunu 592 olarak duyurmuştur.
Bilinmelidir ki, bu türden gerçeği yansıtmayan haberler kamuoyunu yanlış yönlendirmektedir. Bölgeden gelen şehit haberleri kamuoyunu olumsuz etkilemekte ve “TSK terörle mücadelede başarılı değil” ya da “teröristler çok güçlü” ikileminin doğmasına neden olmaktadır. İkincisi ise, bu haberlerin ön plana çıkarılmasıyla, Türkiye’nin üniter yapısına tehdit oluşturan Barzani’nin siyasi eylemleri kamuoyunun dikkatinden kaçırılmış olmaktadır.

Unutulmamalıdır ki PKK terör örgütüne darbe vurmak demek; eleman ve finans kaynaklarını dondurmak, AB, ABD, İSRAİL ve Barzani kaynaklı dış destekleri kesmek, sözde lider kadrosunu yok etmek, beş bine yakın robotik teröristin yarısından bir fazlasını etkisiz hale getirmek ve en önemlisi dağa çıkış sürecini durdurmak demektir.
Türkiye, terörle mücadele ile geçen uzun yıllarında böylesi bir sonuca asla ulaşamamıştır.
 
Bilinen gerçek şudur; Aralık 2007’de başlayan ve süregelen hava harekâtı ile Şubat 2008’deki kara harekâtı teröristler üzerinde etkili olmuştur ama örgüt dağılmamıştır.
Etkisiz hale getirilen terörist çoktur ama kesin sayısını bilmek olası değildir. Örgütün üst düzey yöneticilerinden saf dışı kalan belki olmuştur ama bunu söyleyebilmek için hedefi yerinde görmek gerekir.
Örgüte ait mevziler, depolar, sığınaklar vurulmuştur ama örgütün yeniden mevzi kazanamayacağını söylemek yanıltıcı olur. 
TSK’nin harekâtından PKK terör örgütünün zararlı çıktığı kesindir.
 
Bugün 1 Ağustos 2015...
Türk Jetleri PKK terör örgütüne ait Kandil, Hakruk, Basyan ve Avaşin'de kampları yine bombalıyor...
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ