Reklamlar
Anasayfa » Haber
05 Ocak 2017 ( 18767 görüntülenme )

BUNLARIN KASALARINA EL KOYUN EY HÜKÜMET!

İmralı'nın kasasındaki 32 milyar dolarlık finansman...

Her gün şehit oluyoruz ama siyasetten biri ortaya çıkıp da, “bu terörist bu mermiyi hangi parayla alıyor” diye soruyor mu?

Peki, Bunca terörist, bunca silah cephaneyi hangi parayla alıyor?
Bu para nereden geliyor, nerede saklanıyor ve aklanıyor?

Nasıl silah ve cephaneye dönüşüyor, bunu sormak ve bilmek hakkımız değil mi bizim? 
PKK terör örgütünün parası var, hem de çok. İşte kanıtı;
 “…Bu doğrultuda beyanda bulunan onlarca örgüt mensubu bulunmaktadır. Bizzat sanık Abdullah ÖCALAN duruşmada örgütün yıllık gelirinin asgari 250.000.000 Dolar olduğunu belirtmiştir. Bu kadar büyük bir meblağın sadece örgüt üyeleri ve sempatizanların yardımı, dergi vs. satımı, haraç alma gibi yollardan sağlanması düşünülemez. Bu gelirin büyük bir bölümünün uyuşturucu kaçakçılığından sağlandığı kanaatine varılmıştır.[1]
 
Bu para nereden geliyor?
Başta uyuşturucu kaçakçılığından. Daha geçenlerde Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaptı ve uyuşturucu kaçakçılığından bu örgütün, yılda 500 milyon Euro finans sağladığını söyledi.
 
Öcalan da açıkladı bu kaçakçılığı hem de resmen. Savcılara vermiş olduğu ifadede, Şemdinli üçgeninde uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığını ve örgütün bundan önemli gelir elde ettiğini söyledi.
İşte dava tutanakları;
''... Başlangıçta da ifade ettim; bizim Zağros bölgesi dediğimiz, Van ve Hakkari bölgesinin normal ticareti uyuşturucu ticaretidir. Oradaki bölge sorumlularımız buradaki uyuşturucu ticaretinden pay almışlardır. (Kls: 1/Dizi:43-78/Cumhuriyet Savcılığı Sorgu Zaptı Sayfa 21-22).”
 
İmralı’da yatan Öcalan açık açık anlatıyor, örgütün Doğu ve Güneydoğu’da nasıl haraç topladığını;
“1991-1993 yılları arasında bölgedeki müteahhitlerden yüzde itibariyle miktar örgüte gelir adıyla paralar alınmıştır. Müteahhit firmalar, örgütün gücünü kullanarak ihale aldıklarında biz de onun üzerinden bir gelir temin etmekteyiz.
 
Bunlardan Halis Toprak, fabrika yapımına başlayınca, bizimkiler ondan eğer burada fabrika yapacaksan, çalıştıracaksan bir ücret vermek zorundasın. Yeni örgüte bir bedel vereceksin demişler ve ondan ücret almışlardır. Miktarını bilemiyorum. Bölgelerdeki elemanlarımız tahsil etmişlerdir.
 
Ali Rıza Septioğlu’nun ailece işlettiği taş ocakları vardır. Keza bundan da bölgesel örgütümüz örgüt adına ücret almıştır. Miktarını bilemiyorum. Keza Ceylan Holding Şirketinden bölgesel birimlerimiz para tahsil etmişlerdir. Miktarını bilemiyorum. Bu para alma usulü bölgemizde yaygındır.
 
...Bunun dışında ismini bilemediğim çok sayıda iş adamından da para temin edilmektedir... Ayrıca sınır boylarında örgüte ait Gümrük Birimleri adı altında oluşumlar vardır. Paraları bunlar tahsil etmektedir...''   şeklinde beyanlarda bulunmuştur. (Kls:1 /Dizi:43-78/Cumhuriyet Savcılığı Sorgu Zaptı, Sayfa 18).”
 
Hepsi bu değil dahası var; kara paranın tüm kaynakları Öcalan davası tutanaklarına geçmiş ve gerek yurt içi gerekse yurt dışında, örgütün ne şekilde gelir elde ettiği bir bir sayılmıştır:
 
 “Örgütün yurt içi gelirleri; Aidatlar, para ve mal bağışları, vergilendirme, cezalandırma, gasp ve soygun faaliyetleri, fidye almak için adam kaçırmalar, firmalar, müteahhitler ve şahıslardan, seyahat acentelerinden vergilendirme adı altında alınan paralar, silah ve uyuşturucu kaçakçılığından elde edilen gelirler, metropollerdeki doğu kökenli sanayici ve işadamlarından tehditle alınan paralardır. 
 
Örgütün yurt dışı gelirleri; Yardım kampanyaları ve bağışlar, üye aidatları, tehdit, şantaj, gasp yoluyla elde edilen gelirler, kara para aklama faaliyetleri (gayri meşru elde edilen paraların Türkiye’ye sokulması), örgüt adına çalıştırılan işyerleri…
 
, (Örn. Bükreş’te 200'e yakın dükkan çalıştırılması) adam kaçırma ve fidye alma faaliyetleri, insan ticareti, işçi simsarlığı ve ilticacılardan alman paralar (illegal yoldan Avrupa’ya gidenlerden mülteci statüsü kazanları için sahte pasaport ve ikamet sağlama işlemlerinden alınan paralar), yabancı kurum ve kuruluşların maddi destekleri, sınır ticareti ve mültecilerden elde edilen gelirler (Kuzey Irak Mülteci Kampı’ndan sağlanan gelirler) ve örgüt yayınlarının fahiş fiyatla satılmasından elde edilen gelirler vb. olarak özetlenebilir.” 
 
Peki, bu para nerede?
Öyle ya, milyonlarca dolar tutarındaki parayı evde saklayamazsınız, elbet bir kasası olmalı bunun. Kasayı da her yerde tutamazsınız, elbet güvenilir bir yer olması lazım. Bir de bu para kara, kaçağın parası olduğu için kirli, öyleyse aklanması lazım.
 
Örgütün bir kasası var, bir de bankası... 
Kasa ve banka İsviçre’de, evet, İmralı’nın parası ve kasası İsviçre’de. Bizi şehit eden merminin parası Avrupa’dan geliyor, İsviçre’den.
PKK terör örgütü İsviçre bankalarında posta hesabı açmış, Kürt ve Dayanışma Vakfı adına. Bu vakfa yatırılan paralar, İsviçre’deki bu hesaplarda aklanıyor, silah ve mermi olup bizi şehit ediyor.
 
Olay bu, açık ve net. Kanıtı da var; ülkeyi yönetenler açsın, Öcalan Davasındaki İmralı’nın verdiği ifadeyi okusun, orada yazıyor;
 “MED TV'yi desteklemek ve finans ihtiyacını karşılamak için kurulan vakıf para aklamak içindir. Para, bağış toplamayı yasal hale getirmek içindir. Birçok ülkeden para bağış olarak geliyor. En büyük vakıf İsviçre'dedir.”
Teröristler silahı cephaneyi, işte topladıkları bu paralarla alıyor.

Şimdi soru şudur; ülkeyi yöneten siyaset, örgütün para kaynaklarını kesmek için ne yapmıştır?

Terör örgütlerinin finansman kaynaklarının dondurulması için BM’lerde alınmış karar var. AB’nde yine aynı konuda verilmiş kararlar var.
ABD ve AB diyor ki; PKK bir terör örgütüdür, bu da tamam. Yani uluslararası hukuk Türkiye’den yanadır bu konuda ve Türkiye’deki siyasi iradenin de harekete geçerek, bu kara parayı dondurması gerekmektedir.
Doğal olanı budur, bizim düşüncemiz budur. Üstelik paranın geliş adresleri bellidir, gidiş adresleri bellidir.
 
Peki, bu kasada ne var?
İmralı’da yatan Öcalan’ın ifadesiyle örgüt, kara parayı aklamak için büyük bir vakıf kurmuştur. Adı Kürt ve Dayanışma olan bu vakıf İsviçre’de bir banka hesabı açmış ve çeşitli kaynaklardan gelen kara parayı aklamaktadır. Bu aşamada, vakıf yöneticileriyle bu hesaba yıllar içerinde aktarılan paranın kaynağını bulmak mümkündür, çünkü para hareketi silinmez. 
 
Örgütün bir yıllık gelirinin bir milyar doları aştığına göre, örgütün en az 1984 Şemdinli baskınından günümüze, kaçaktan ve haraçtan gelen parayı 30 yıldır bu tür hesaplara aktardığına göre, karşımıza toplamda yaklaşık 32 milyar dolarlık bir hesap çıkacaktır. Bu hesaba para yatıranlar, çekenler ve adlarına para aktarılanlar çıkacaktır. 
Bu para hareketini çözmek demek; örgütü felç etmek demektir. En sade bakışla, bunu durdurmak demek; evlatlarımıza atılan kurşunu durdurmak demektir.
 
Peki, bunu Erdoğan siyaseti bilmiyor mu? Biliyor. 
Peki, ne yaptı, ne yapıyor? Peki, bu konuda gerekli önlemleri almış mıdır? Hayır. Çünkü hala teröristler elde silah, elde cephane bizi şehit ettiğine göre, bizim terörün parası var demektir yani kesilmemiştir bu kaynaklar. 
 
Peki, kim yapacak bunu, kim harekete geçecek?
Devleti, Hükümet adıyla yöneten bir siyaset, evlatlarımızı şehit eden merminin parasının AB’den geldiğini biliyor ve bunu engellemiyorsa, şehitlerimizin katili bu siyaset demektir, bu suçtur.
 
Görevli ve yetkili olduğu halde bu paraya engel olmamak ve bu paranın terör tarafından kullanılmasına izin vermek demek; örgütle işbirliği yapmak demektir, bu suçtur.
 
“Biz AB’ye yazdık”, “biz BM’ye yazdık” demek, sonuç almamış oldukları için, mazeret değildir. Bu Erdoğan siyasetini suçtan kurtarmaz. Çünkü sorarlar adama, yazdın da ne oldu, derler. Bu para akışını durdurmak için nota mı verdin, ilişkileri gözden geçireceğiz mi dedin, diye sorarlar adama.
 
Bunları size anlatıyoruz, sizin bilmeniz için yoksa Erdoğan siyaseti hepsi biliyor zaten, bile bile yapıyor zaten. Bu hesap sorulmaz belki, diye düşünüyor olabilir ama bu hesap sorulur, kimse evlat katillerini affetmez. Cumhuriyet Savcılarının da bu cinayetleri görmezden gelmeye hakları yoktur. Erdoğan siyasetinin yapıcıları hakkında “terör cinayetlerine ortak olmak” suçundan dosya hazırlanmalı ve bir fezleke ile TBMM’ne gönderilmelidir. Yapılan kötülükleri, kimsenin yanına kar kalmamalıdır.
 
Daha geçenlerde dönemin Başbakan Erdoğan halkın karşısına çıkmış ve şöyle diyordu; “bu terörden kim kazandı, biz kazanmadık ama silah tüccarları kazandı!”
Bunu söyleyen Başbakan, bu silah tüccarlarının parayı kimden ve nereden aldığını neden söylemedi?
 
İşte hesap bu!
Peki, bu hesap sorulmayacak mıdır?
 
Erdal Sarızeybek


[1] Ankara DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Öcalan Davası İddianamesi.

Reklamlar

Önerilen Haberler

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Beyaz Saray'dan Ak Saray'a Şok Tavır! Necdet Özel görevi erken teslim edecek! Dünyaca Ünlü Anket Şirketinden Erdoğan'a Kötü Haber Klozet Tartışması Büyüyor YSK Seçim Tarihini Açıkladı Kılıçdaroğlu'ndan Tarihi Gaf HDP’den Tarihi ‘Dönüş’ Fuat Avni’den koalisyon iddiası!

Bakmadan Geçme!

KAPAT
Genelkurmay Başkanlığı'ndan Duyuru!