Ana Sayfa
06 Aralık 2016 ( 105 görüntülenme )

Tansu Çiller Döneminde Türkiye'de Neler Yaşandı?

Terörün zirve yaptığı yıllar...
 Çiller Bir Kahraman mıydı?
 
“Bugüne kadar yapılan istatistiklere göre, boşaltılan köy sayısı 742, mezra sayısı 2 379'dur; yani, 3 100 küsur köyümüz, insanların iradeleri dışında, maalesef, boşaltılmıştır veya boşaltılmaya zorlanmıştır. Bunun aile bazındaki sayısı 45 binin üzerinde veya 50 bine yakın bir aile demektir. Bugün yaşanan göç hadisesi, ülkenin öncelikli meselelerinden biri haline gelmiştir ve acilen çözümlenmediği takdirde, büyük sosyal patlamaların temelini oluşturacağı hepimiz tarafından bilinmelidir.”
Sebgetullah Seydaoğlu, ANAP Diyarbakır Milletvekili,TBMM,1998.
 
O’nun döneminde Şırnak-Hakkâri hattında saldırıya maruz kalmamış karakol bulunmamaktadır.
 
Her gün karakol baskını, her gün köy baskını, her gün yola mayın döşeme ve pusu eylemleriyle, ülkemiz nefes alamaz hale getirilmiştir. 
 
Artan karakol saldırıları, ister istemez askeri savunmaya zorlamıştır. Savunmaya geçiş, ne yazık ki birçok karakolun kapatılmasını da beraberinde getirmiştir.
 
Hâlbuki karakol; devletin halka açılan kapısıdır. Karakol, bayrak demektir, bayrak ise devlet güç ve otoritesidir. Her kapanan karakol ile devlet güç ve otorite kaybetmiştir, ama bunun farkına geç varılmıştır. Karakol kapatılmasıyla birlikte devletin güç kaybettiğini gören köyler de boşalmaya, insanlarımız da göç etmeye başlamıştır.
 
Göçlerin ve köy boşaltmaların ana nedeni, karakol kapatma olaylarıdır. Çünkü halk, devletin kendinden uzaklaştığını görerek endişeye kapılmıştır.  Ancak tek neden bu değildir…
 
Kapatılan karakollar, kırsaldaki alan kontrolünü ve inisiyatifi teröristlere bırakmış olduğu için, PKK kolaylıkla köy ve mezralara girer olmuştur. Önce yiyecek istemişler ve almışlardır.
 
Bu trajediyi görmezden gelen bazı güvenlik güçleri, yiyecek veren köylüler hakkında, örgüte yardım ve yataklık suçlamasıyla soruşturma başlatmıştır.
 
Aslında köylünün suçu yoktur; güvenliğin olmadığı yerde, köyünüze gelen silahlı eşkıyaya yiyecek vermeyeceksiniz de kime vereceksiniz, çareniz var mı ki?
 
Yiyeceğin ardından para istemiş terörist, kısmen de olsa almıştır. Ardından çocuklarını istemeye başlamış ve ne zaman ki kızlarını da isteyince, işte o zaman köylüler işi namus meselesi yapıp, köy ve mezraları boşaltarak göçe başlamışlardır.
 
Bu tabloda suçlu köylümüz değil, köy ve köylümüzü koruyamayan siyasettir.  Bu siyaset hiçbir şey yapamasa dahi, göç eden insanlarımızı kayda alır, sorunlarını tespit eder, çözüm için bir plan ve proje hazırlayabilirdi ama onu dahi yapmadılar, insanlarımızı kaderine terk ettiler.
 
Kaderine terk edilen insanlarımızın çocukları bugün İstanbul’da polisimize molotof kokteyli atmakta, havai fişeklerle saldırmaktadır.
 
Devleti yöneten siyaset, yine soruna akılca yaklaşmamakta ve bu sorunu çözmek yerine taş atan çocuklara “ ne kadar ceza versek” tartışması yapmaktadır. Sonuç; görmezden gelinen göçler trajedisi, bugün PKK terör örgütüne siyasi halk tabanı hazırlamıştır.
 
Bu bilerek mi yapılmıştır? Bilerek ise ihanet, bilmeden ise gaflettir ama hangisi doğrudur, buna siz karar vereceksiniz.
 
Göçlerin ne denli önemli olduğunu, bu sorunun mutlaka çözülmesi gerektiğini size anlatabilmek için, TBMM’de konuya ilişkin yapılan görüşme tutanaklarını anlatacağız [1] . 98 yılı içerisinde TBMM’de, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da boşaltılan yerleşim birimleri nedeniyle göç eden yurttaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken tedbirlerin tespit edilmesi amacıyla bir komisyon kurulmuştur.
 
Bu komisyon (10/25) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu hazırlamıştır. Bu rapor  2 Haziran 1998 günü Meclis’in 96. birleşiminde görüşülmüştür. Önce görüşmeye bir bakalım, sonra sonuçta ne olmuş, onu görelim.
 
Başkan Vekili Tunceli Milletvekili Kamer Genç’tir.
İlk konuşmacı ise ANAP gurubu adına, Diyarbakır Milletvekili Sebgetullah Seydaoğlu’dur.
 
Göç nedenleri olarak öncelikle artan terör olaylarını işaret ediyor Seydaoğlu;
Jeopolitik konumu ve sosyal, kültürel zenginlikleri itibariyle, daima, çeşitli unsurların hedefi olan ülkemizde, uzun yıllar devam eden terörist eylemler, özellikle, doğu ve güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımızın üzerinde yoğun baskı ve şiddet uygulamalarına neden olmuştur. Bir taraftan teröristlerin yoğun baskısı, diğer taraftan güvenlik güçlerinin terörizme karşı giriştikleri operasyonlar, yöre halkını çaresizlik içerisinde bunaltmış, yurt ve yuvalarını terk etmek zorunda bırakmıştır... “
 
1998 yılı itibariyle 500 bin insanımızın göç ettiğini açıklayan Seydaoğlu, acil önlemlerin alınmasını, alınmaz ise toplumsal patlamaların ortaya çıkacağını ileri sürüyor ve bugüne kadar çözümün bulunamadığına işaret ediyor;
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; göçe maruz bırakılan 373 491 insanımızın -yaklaşık yarım milyona yakın insanımızın- yüzde 85'i geri dönmek istemektedir; yani, toprağından, köyünden, bağından, bahçesinden koparılan insanlar, hür iradeleriyle köylerine geri dönmek istemektedirler. Bugün yaşanan göç hadisesi, ülkenin öncelikli meselelerinden biri haline gelmiştir ve acilen çözümlenmediği takdirde, büyük sosyal patlamaların temelini oluşturacağı hepimiz tarafından bilinmelidir... “
 
Çiller siyasetinin PKK’ya sağladığı şiddet ortamında göçler ortaya çıktı. Köyü yakan da PKK’dır, yıkan da PKK’dır, insanımızı göçe zorlayan da PKK’dır. Çillerin terör siyaseti sonucu bunu başarmış ve kendine halk tabanı yaratmıştır.
 
Bize inanmıyorsa ülkeyi yönetenler, işte bir İçişleri Bakanı konuşuyor, hiç değilse ona inansınlar. Bir dönem İçişleri Bakanlığı yapmış olan Murat Başesgioğlu da konuyla yakından ilgili. Bakın nasıl anlatıyor bu göçleri ve trajedisini;
“Bölücü örgüt, çeşitli tarihlerde yaptığı saldırılarda, 182 okul, 47 cami, 17 sağlık ocağı ve 6 651 evi yakıp yıkmıştır. Artan örgüt baskısı sonucu, henüz saldırıya uğramayan; ancak, etrafında gerçekleşen vahşetin kendi başlarına da gelebileceğini düşünen vatandaşlarımız, daha güvenli yerleşim yerlerine göç etmiştir. Bu nedenle bugüne kadar, 1 035 köy, 2 316 mezra, 11 kom olmak üzere, toplam 3 362 yerleşim birimi boşalmış ve toplam 400 bin vatandaşımız göç etmiştir”.
 
Çiller’in terör siyaseti, bir yandan ayrılıkçı unsurlara halk tabanı hazırlarken, öte yandan Erdoğan’ın terör siyasetine de “Devlet’e karşı propaganda ve soruşturma” zemini hazırlamıştır.
 
Özal’ın Körfez Siyaseti ve Çekiç Güç, Çiller döneminde şiddetin şiddete yol açması sonucu polis kendi karakolunu, asker kendi karakolunu nerdeyse koruyamaz hale gelmiş, asker ve polis bir yandan çatışmalar, öte yandan güvenlik kaygısıyla köyleri ve vatandaşlarımızı da koruyamaz duruma düşmüştür.
 
Göç deyip geçmeyiniz, zordur, acıdır. Bakınız Diyarbakır’da olaylara katılanlara, bakınız İstanbul’da, Şırnak’ta, Van’da, Mersin’de olaylara karışanlara, hepsi göçle gelenler ve çocukları.
 
Bakınız polise taş atanlara, saldırıya kalkanlara, hepsi göçle gelenler ve çocukları. Bu bir siyaset idi, terörü yöneten siyaset; önce çatışmaları yurt içine çek, sonra çatışmaları şiddetlendir ve göçlere yol aç, daha sonra göç edenlerin sorununu çözme ve örgüte yakınlaştır, derken örgüte halk tabanı oluştur ve ardından Habur’da bu halk tabanı ile teröristi buluştur.
 
İşte Çiller siyasetinin bizi taşıdığı nokta budur, sözde Kürdistan’a halk tabanı bu dönemde hazırlanmış ve göç edenler sözde Kürdistan’a temel oluşturmuştur.
 
Çiller döneminde Türk Ordusu’nun modernizasyon çalışmalarına destek verilmiş ve bu amaçla kaynak aktarılmış olduğu doğrudur. Yine bu dönemde teröristle mücadeleyi kırsal alanda sürdürecek özel birlikler kurulmuştur.
 
Çiller bu mücadelede asker ve polise her türlü desteği sağlamış ve onun döneminde şiddet zirveye çıkmıştır. Şiddetin kol gezdiği yerlerde insanlar öldürülmüş ancak gerekli soruşturmalar sağlıklı yapılamadığından, birçoğu faili meçhul kalmıştır.
 
Bu cinayetler Erdoğan siyaseti ile PKK’ya devlete karşı propaganda yapma olanağını vermiştir, bu durum hala devam etmektedir. Yine şiddetin kol gezdiği yerlerde çatışmalar doruk noktasına ulaşmış, silahlı çatışmalar asker ve polise kayıtlı mühimmatların kontrolünü zayıflatmıştır.
 
Bu kontrol zafiyeti silah ve mühimmatın kötü niyetli kişilerin eline geçmesine yol açmış ve bu durum Ergenekon kod adlı soruşturmaya dönüşerek Devlet’e karşı propaganda zemini oluşturmuştur.
 
Çiller siyaseti terörle değil, teröristle mücadeleye destek verdiği için dağa çıkış gittikçe artmış ve dağlardaki çatışmalarda ölen terörist cesetleri yine dağlarda kalmıştır. Örgütün arşivleri elimizde olmadığından kimin kimi öldürdüğü bilinememiş ve bu durum mücadeleyi can pahasına sürdüren askerlerin “karanlık cinayet sorumlusu” şeklinde yargılanmasına dönüşmüştür. 
 
Tüm anlattıklarımız nihayetinde “Susurluk Raporuyla” yakın tarihimize yazılmıştır.
 
İşte bu sayılanların hepsinin yaşandığı yıllar Çiller’li yıllardır, Çiller’in siyaseten hüküm sürdüğü yıllardır. Yaşadıklarımız budur ve bu yaşananlar kamuoyuna açıkça anlatılmalıdır. 90’lı yıllarda yaşadıklarımız halka açık seçik anlatılmalıdır.
 
Biz o dönemde siyasetin tuzağına düştük ve terörü yönetenin siyaset olduğunu göremedik. Biz göremedik, peki ya Çiller?
 
Bu siyaseti izleyen Çiller göçleri göremedi mi? Elbet gördü.
 
İsteseydi bir yandan terörle mücadele ederken, öte yandan bu göçlere çare olmaz mıydı? Elbette olurdu ama yapmadı. 98 Meclis Araştırma Komisyon raporunda dile getirilen göçler trajedisi, Çiller döneminin bir sonucudur.
 
 Bugün duyuyoruz ki Çiller Erdoğan’a ekonomik danışmanlık yapıyormuş.
Yine duyuyoruz ki, Barzani Özal’ın oğluna vefa borcu ödeyip milyonlarca dolarlık inşaat işi veriyormuş Kuzey Irak’ta.
 Bakın nasıl buluşuyor birbirinin peşinden gidenler, birbirinin siyasetini izleyenler nasıl buluşuyor, görüyor musunuz?
 
Bugün Türkiye iki seçenek arasında sıkışıp kalmıştır; ya sahip çıkacağız ya da terk edeceğiz, artık bunun orta yolu kalmamıştır.
 
 Bugün PKK terör örgütünün talep doğrultusunda Kürtçe ve Kürt üzerinden yapılacak açılımlar, AKP siyasetinin bu yoldaki karar ve uygulamaları, bu sorunları çözme kabiliyetinden uzaktır.
 
İnsanlarımız yaşamak istiyor, ama insanca. En başta sağlık. Bu sorunları derhal çözmeliyiz, hem de hiç gecikmeden. Üstelik sorunları tek tek programlara ele alıp değil, hepsini belli bir stratejik plan ve program içerisinde değerlendirip hemen çözmek zorundayız ve çözecek gücümüz, yeter ki siyaset istesin ve bize hizmet etsin, başkalarına değil.
 
Sizlerin de açıkça gördüğü gibi sorunlar bir zincir, biri diğerini tetikliyor. Sağlık ve eğitim sosyal sorunları, çözülemeyen sosyal sorunlar toplumsal olaylar ve terörü kışkırtıyor. Üçü bir araya gelince, aile sorunları ortaya çıkıyor. Toplumun temel taşı ailedir. Ne yazık ki bugün, göçler nedeniyle aileler parçalanmış, aile reisleri dahi içsel sorunlarına çözüm bulamaz hale düşmüşlerdir. Sosyal devlet, bunun için sosyal devlettir.
 
Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ne diyor; siz sorunlarınızı çözmezseniz, başkası gelir, sizin yerinize bu sorunları çözer.”  Önce kızdık bu sözlerine ama doğru söylüyor; devlet göçlerin sorunlarını çözmeyince, PKK terör örgütü çözüyor işte, alıyor hepsini, döküyor sokaklara, biraz da umut veriyor, aileler çaresiz, çocuklar çaresiz, kapılıp gidiyorlar kaderlerine. Aslında bu kader onların değil, değiştirmek mümkün ama bu siyaset meselelere çok uzak.
 
Daha ne anlatayım size, görmüyor muyuz içine düşürüldüğümüz ihaneti?
 
Sonuç şu; TBMM göçlerin trajedisi için toplandı, görüştü, anlattı ama hiç bir şey yapmadılar. Aslında göçleri hepsi biliyor ama küresel projenin halk ayağı olduğu için kimse çözmüyor, yazık bize…


[1] Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı, 20. Dönem 3. Yasama Yılı, 96. Birleşim 02/Haziran/1998 Salı.
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ