Ana Sayfa
07 Aralık 2016 ( 158 görüntülenme )

TBMM Nasıl Kuruldu?

İşte Atatürk'ün Türk milletine en güzel eserlerinden TBMM'nin kuruluş hikayesi.
TBMM’nin Açılışı
 
23 Nisan 1920, Türk milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilan ettiği tarihtir.
 
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'un işgal edileceğini "Mim Mim Grubu"nun istihbaratına dayanarak daha 11 Mart'ta öğrenmişti. Ayrıca Salih Paşa Hükümeti'nin de düşürülerek yerine ulusal iradeye karşı, işbirlikçi bir hükümet kurulacağını duymuş ve bu haberler üzerine bütün Müdafaa-i Hukuk örgütlerini uyarmıştı. 16 Mart'ta İstanbul'un işgal haberini Manastırlı Hamdi Bey telgrafla Ankara'ya bildirdi. İstanbul'un işgali ile çıkan bu durum karşısında Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'u tamamen saf dışı etmek, Heyet-i Temsiliye'yi geçici bir hükümet gibi çalıştırarak, Ankara'da ulusal iradeyi gerçekleştirecek bir meclis toplamak üzere harekete geçti. Aynı gün Kolordulara çektiği telgraflarla işgal haberini ve Heyet-i Temsiliye'nin Anadolu'da tek idari merci olduğunu bildirdi. 16 ve 17 Mart tarihlerinde peş peşe çektiği telgraflarla da Kolordulara ve Valiliklere alınacak önlemleri bildirdi.
 
Mustafa Kemal Paşa, bu önlemleri alırken 16 Mart tarihinde yabancı devlet temsilcilerine gönderilmek üzere Antalya'daki İtalyan temsilciliği aracılığı ile bir telgraf yollayarak işgali protesto etti:
 
            İstanbul'da İngiliz, Fransız, İtalyan Siyasal Temsilcilerine, Amerika Siyasal Temsilcisine, bütün tarafsız Devletler Dışişleri Bakanlıklarına ve Fransa, İngiltere, İtalya Millet Meclisleri'ne verilmek üzere Antalya'da İtalyan Temsilciliği'ne:
        Ulusal bağımsızlığı temsil eden Millet Meclisi ile birlikte İstanbul'da bütün resmi dairelere İtilaf Devleti'nin erleri açıktan, açığa ve zorla girmişlerdir. Bu arada ulusal amaçlara uygun iş gören birçok yurtsever kimselerin tutuklanmasına da girişilmiştir. Osmanlı milletinin siyasal egemenliğine ve özgürlüğüne indirilen bu son yumruk, hayatımızı ve varlığımızı, ne pahasına olursa olsun, savunmaya kararlı olan biz Osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl uygarlık ve insanlığının kutsal saydığı bütün ilkelere, özgürlük, yurt ve ulus duygusu gibi bugünkü insan toplumlarının temeli olan bütün ilkelere ve bu ilkeleri ortaya koyan insanlığın genel vicdanına indirilmiş demektir.
        Biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz savaşın kutsallığına ve hiçbir gücün bir ulusu yaşamak hakkından yoksun bırakamayacağına inanıyoruz. Tarihin bugüne dek yazmadığı nitelikte bir suikast olan ve Wilson İlkeleri'ne göre düzenlenmiş bir Ateşkes Anlaşması ile ulusumuzu savunma araçlarından yoksun etmek gibi bir düzene dayanılarak yapıldığı için, ilgili ulusların şeref ve onurlarıyla da bağdaşmayan bu davranış üzerinde yargıya varmayı, resmi Avrupa ve Amerika'nın değil, bilim, kültür ve uygarlık Avrupa ve Amerikanı'nın vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihsel sorumluluğa son olarak bir daha dünyanın dikkatini çekeriz. Davamızın töreye uygunluğu ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, Tanrı'dan sonra en büyük desteğimdir.
                                                                       Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
                                                                               Temsilciler Kurulu Adına
                                                                                       Mustafa Kemal
 
İtilaf Devletleri'ni kendi kamuoylarının vicdanında protesto eden bu telgraf, Mustafa Kemal Paşa'nın meşruluk konusundaki inanç ve güvenini yansıtmaktaydı.
 
17 Mart günü komutanlara ve valiliklere yolladığı telgraflarda, 15 gün içinde Ankara'da bir "Kurucu Meclis" toplanması için fikirlerini sordu. Kurucu Meclis'e 35 yaşını doldurmuş "medeni cesaret, fikri yetenek, dini ve ulusal değerlere inanmış insanların" seçilmesini istiyor, Meclis'in çok acele toplanması gerekli olduğu için de, seçim yapılmayarak, seçimlerin idare ve belediye meclislerinde toplanmış olan ulusal oya dayandırılması yolunu öneriyordu. Fakat Kurucu Meclis adı, ihtilal anlamını verdiği gerekçesiyle, başta Kazım Karabekir Paşa olmak üzere hemen herkes tarafından tepkiyle karşılandı. Fransız Devrimi'nin "Kurucu Meclisi"ni hatırlattığı ve ulusun düşüncesini bulandırmamak için bu isimden vazgeçilmesini istediler. Bazıları İstanbul'daki "Meclis-i Mebusan"ın devamını, bu sebeple Meclis'e ait olanların gelmesini istediler. Yeni bir "Meclis" in, yeni bir devlet kuruluşunun gerekçesi olduğunu anlamayanlar, Ankara'da toplanacak Meclis'in, Osmanlı Meclisi'nin devamı olmasını istiyorlardı. Mustafa Kemal Paşa yeni üyelerin seçilmesi konusunda ısrar etti ve bunu başardı. Kurucu kelimesi üzerinde ısrar etmeyerek, aynı işi görecek ve kapsamı yönünden düşündüğünü gerçekleştirecek bir meclis olarak, "Selahiyet-i fevkaladeye malik"(olağanüstü yetkilere sahip) bir meclis deyimini kullanarak valilere ve kolordu komutanlarına, 19 Mart'ta bir bildiri yayınlayarak, Ankara'da bir meclis toplanacağını bildirdi. Bunun için gereken işlemlerin yapılmasını ve seçilecek milletvekillerinin en kısa sürede Ankara'ya gönderilmelerini istedi.
 
Mustafa Kemal Paşa, mali konularda da önlem almada gecikmedi. 18 Mart'ta, Osmanlı Bankaları ile Duyun-u Umumiye ve Reji idarelerinin kasa mevcudundan mahallin en yüksek mülki amirine bilgi vermelerini İstanbul'a gönderme yapmamalarını, ayrıca Ziraat Bankası'nın da aynı şekilde davranmasını istedi.
 
İstanbul'dan gelenlerin de Meclis'e katılması kararlaştırıldı. İllerdeki seçimler hiç de kolay olmadı. Bazı iller, işi ciddiye almadıkları gibi, bazılarında seçilme işleri komutanların işe karışması ile gerçekleşebildi. Bu sebeple Meclis'in toplanması gecikti. Ankara'da toplanacak büyük bina yoktu. İttihat ve Terakki için yapılan bina, yarım olduğu için, bitirilmesi hızlandırıldı ve açılışa hazırlandı. Bütün çalışmalar tamamlandıktan sonra Meclis'in açılması 23 Nisan 1920 Cuma (kutsal gün olduğu için özellikle seçilmişti ) gününe ertelendi. M. Kemal Paşa 22 Nisan'da yayınladığı bir bildiri ile, "23 Nisan'da Büyük Millet Meclisi açılarak çalışmaya başlayacağından o günden sonra bütün sivil ve askeri makamların ve bütün ulusun buyruk alacağı en yüce orun (merci), adı geçen Meclis olacaktır." diyordu.
 
Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü açıldı. İstanbul'dan gelenlerin de katılmasıyla çalışmalarına başladı. Büyük Millet Meclisi'nin açılması ile birlikte, ulusal egemenlik fikrinin meşruluğu tartışılmaz bir biçimde ortaya konuyordu. Mustafa Kemal Paşa'nın genç bir yüzbaşı iken düşündüğü "Yeni bir Türk Devleti" ülküsü de gerçekleşiyordu. "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Ulusundur" hükmü, yeni Türk Devleti'nin egemenlik kaynağını halktan alan insan hakları esaslarına dayandırıyordu. 23 Nisan 1920'de egemenlik İstanbul'dan Ankara'ya (Saltanattan ulusa) geçmekle kalmıyor, egemenliğin kaynağı ve yapısı da değişiyordu. Dinsel ve geleneksel Osmanlı egemenliği yerine ulusal egemenliği geçiyordu. Osmanlı Devleti'nin karşısında bütün siyasi ve hukuki yetkileri elinde toplayan B.M.M. bir devrim meclisi olarak tarihi bir sorumluluk yükleniyordu. Meclis'in kurucusu Mustafa Kemal Paşa bu olayı "23 Nisan Türkiye ulusal tarihinin başlangıcı, yeni bir dönem noktasıdır. Bütün bir dünyanın düşmanlığına karşı ayaklanan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni kurmak konusunda gösterdiği harikayı ifade eder." sözleriyle değerlendirerek, ulusal iradenin eseri olarak gösterdi. Meclis'in top]anma çalışmalarının sürdüğü sırada Ankara'ya gelen Yunus Nadi Bey, para, ordu, silah, cephane gibi şeylerin yokluğunu görünce, Mustafa Kemal Paşa'ya "her şeyden önce ordu kurulmasını meclis toplamakla zaman kaybedilmemesini, ondan sonra meclisin toplanabileceğini" önermesi üzerine Mustafa Kemal Paşa "...bir devre eriştik ki onda her iş yasal olmalıdır. Ulus işlerinde yasallık, ancak ulusal kararlara dayanmakla, ulusun genel eğilimine tercüman olmakla olanaklıdır... öncelikle meclis sonra ordu..., orduyu yapacak ulus ve ona vekâleten meclistir. Çünkü ordu demek yüz binlerce insan ve milyonlarca servet ve sâman demektir. Buna iki üç kişi karar veremez. Bunu ancak ulusun karar ve kabulü meydana çıkarabilir"  sözleri ile ulusun yasal otoritesini kuracak meclisin önemini belirtti. Meclis normal bir parlamenter sistemin ötesinde yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kapsayan bir meclis, olduğu için meclis hükümeti şeklini benimsedi. Bu sistem Fransız Devrimi'nin ünlü meclisi "Convention"un benzeri olup, bir ihtilal ve daha geniş anlamda bir devrim rejimidir. Kuvvetler birliği sistemi içinde, seçimle kurulu tek organ olan yasama meclisi, yürütme ve yargı gücüne de sahip olup, onları kendi idari çalışmaları içinde bir çeşit "idari organ" durumuna getirdi. Böylece bütün kuvveti, Mustafa Kemal Paşa'nın düşündüğü biçimde kendinde topladı.
 
Meclis'in toplandığının ertesi günü kürsüye gelen Mustafa Kemal Paşa Ateşkes'ten sonraki gelişen olayları içeren çok uzun ve ayrıntılı bir konuşma yaptı. Meclis tarafından Meclis Başkanlığına seçilen Mustafa Kemal Paşa yaptığı konuşmada Meclis'in izleyeceği ulusal siyaseti şu sözleriyle belirledi:
 
"Ulusumuzun güçlü, mutlu ve sağlam bir düzen içinde yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle ulusal bir siyasa gütmesi ve iç örgütlerimize tam uyumlu ve dayalı olması gereklidir. Ulusal siyasa demekle anlatmak istediğim şudur: Ulusal sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi gücümüze dayanarak varlığımızı koruyup ulusun ve yurdun gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak gelişigüzel, ulaşılamayacak istekler peşinde ulusu uğraştırmamak ve zarara sokmamak, uygarlık dünyasının uygarca insanca davranışını ve karşılıklı dostluğunu beklemektir."
 
Mustafa Kemal Paşa'nın bu sözlerinde, ne Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme döneminin ihtirasları, ne çöküntü döneminin ezilmişliğinin kompleksleri ve acizliği, ne de İttihat ve Terakki'nin hayalciliği vardır. Hak ve adalete dayanan, gerçekçi, insancıl, barışçıl bir politikanın esasları görülmektedir. Konuşmasını tamamlayan M. Kemal Paşa hükümet kurulması için bir önerge sundu ve kabul edildi.
 
        1- Hükümet kurmak zorunludur.
        2- Geçici kaydıyla bir hükümet başkanı tanımak ya da padişah vekili atamak uygun değildir.
        3- Meclis'te beliren ulusal iradenin, yurt kaderine doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin üstünde bir güç yoktur.
        4- Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır. Meclis'ten seçilerek vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet işlerine bakar. Meclis Başkanı bu kurulun da başkanıdır.
        Not: Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman Meclisin düzenleyeceği yasaya uygun olan durumunu alır.
 
Meclis'in Ankara'da açılması ile bütün gözler ve umutlar Ankara'ya bağlandı. Bu küçük şehir Bağımsızlık Savaşı'nın merkezi oldu, yeni devletin de başkenti olma durumunda idi.
 

Bunlar da İlginizi Çekebilir

SARIZEYBEK MEDYA

Güncel Haber www.sarizeybekhaber.com.tr
Güncel Araştırma www.bilgeturksam.com
Video Haber www.sarizeybek.tvfran
Özel Haber www.erdalsarizeybek.com.tr
KİTAP www.sarizeybekhaber.com.tr
ÖZGEÇMİŞİ